bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort escort bayan şişli escort bayan mecidiyeköy escort bayan esenyurt escort bayan
porno film izle anal porno hd sex izle türkçe porno izle türbanlı porno izle
Bugun...


Yasemin İbili

facebook-paylas
Ekmeğe de nereden geldik demeyin
Tarih: 27-06-2020 08:58:00 Güncelleme: 27-06-2020 09:30:00


Hayatımda ekmek deyince beni etkileyen iki kişi tanıyorum. Ekmeğin değerini ve ekmeğin ne olduğunu bilen iki kişi , birini yine çocuk yaşlarda Urla Kalabak Fikri Kamping de tanımıştım, Altın abla idi, ismi de kendi gibi çok ama çok ilginç ve farklı idi, Altın abla bizim Motelin gediklisi idi sanırım, uzun yıllar odasını kiralar bizim gibi yazın başında gelip sonunda giderdi.  Kampta akşamları nasıl geçiyor sanırsınız, hep koşuşturma, hep eğlence değil tabiî ki. Bazı akşamlar gecenin ilerleyen saatlerine kadar oturup sohbetler dinlediğimiz sevdiğimiz insanların hikayeleri, yaşam öyküleri de bu güzel yaz akşamlarının içinde yer almaktaydı.

Altın hanım, (bizim Altın ablamız) kısa düz kızıl saçlı, kas yapısı güçlü, yazın kampta en fazla bronzlaşan, erkeksi yapısıyla insanların birazda ondan çekindiği  bir kişi idi. Ama ben onu çok severdim ve onda gerçek yaşanmışlığı gerçek hayatı görürdüm.  Anlattığı hikayelerini bilmeden önceki düşüncelerim bunlar ve hep onu öyle görmüştüm. Sonrasında kampta birkaç genci çok sever ve onları zaman zaman çağırır, hem bir şeyler ikram eder, hem de uzun uzun bir şeyler anlatırdı. Onlardan birisi de bendim. Bir şeyler anlatırdı dediğime bakarak laf olsun, uydurma şeyler veya hikayeler sanmayın sakin. Gerçek bir hayat ve gerçek bir yaşanmışlık anlatırdı. Biz birkaç genç  daha hayatın ne olduğunu bilmeyen, tanıdığımız insan sayısının bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az olduğu o yeni yeni zamanlarımızda  Altın abla’yı çok sevmiş onun,  adı gibi Altın bir kalbi olduğunu,  çok güçlü, hayata karşı savaşçı olarak tanımıştık.

Altın abla şimdikilerin söylediği gibi hayatın taşlı, tozlu tüm yollarından geçmiş, yaşamda kimsesiz, aşsız , ekmeksiz kalmış ve hayat mücadelesini her şekilde bırakmamış bir kişiydi. Herkes onu her yıl Motel in odalarında 1 oda kiralayıp yazın sonuna kadar orada güzel günler geçirip, yalnız başına hayatın tadını çıkardığını düşündüğümüz, uzaktan oh ne güzel hayatını yaşıyor dediğimiz Altın abla o günlere gelebilmek için gerçekten çok çalışmış ve bir lokma ekmeğin ne kadar kıymetli olduğunu öğrenmiş birisiydi.

O zor yıllarını bizlere tek tek anlatırken en çok etkilendiğim ve hiç unutmadığım da çöp tenekesinden ekmek alıp yediği zamanları ağlayarak anlattığı andır. Altın ablayı genç yaşlarımda tanıdığım ve onun yaşamındaki zor ve mücadeleci hikayelerini dinleyebildiğim için kendimi  çok ama çok şanslı görüyorum.

Bir dilim ekmek bulamayıp çöp tenekesinden torbaların içinden bulduğu küflü ekmekleri bile yediğini anlattığı o anlarını hiç ama hiç unutmuyorum.

Kendine has farklı ve güçlü bir karakter olan Altın ablayı düşündüğüm anda çöp tenekesi ve bir dilim ekmek aklımda yer etmiştir.

O nedenle kendimi bildim bileli 1 lokma ekmeği bile atmaya hele hele çöp tenekesine atmaya hiç gönlüm razı gelmez. Değerlendirip yenmesine ben yiyemezsem ıslatıp kuşların veya başka canlıların sebeplenmesi için çaba sarf ederim.

Bir hafta on gündür, izlediğim ve gördüğüm bir iki haber beni çok etkilemiş ve nasıl olur diye düşünmekten kendimi alamadığım; ekmeklerin çöplere atılması, bütün bütün piknik alanlarında yerlere bırakılması beni çok üzüp etkiledi için, ekmek ile bağdaştırdığım ve unutmadığım iki insanı yad etmek fikri oluştu.

Yine ekmek deyince aklıma gelen en önemli kişiliklerden birisi de, Şerife hanım teyzemdi.

Konu konuyu açıyor gibi düşünmeyin, ben İzmir Alsancak da eski bir Rum evinde dünyaya gelmişim. Babamın işi de yine o civardaymış, tabiî ki sonrasında oradan taşınmışız, babam ve kardeşleri ile Mersinli de bir arsa alıp oraya evlerini yapmışlar ve bizlerde orada yaşamaya başlamışız. İzmir de Mersinli semti nerede diye sorarsanız, çok kolay Atatürk Stadının hemen yanı ve güzel bir muhittir, benim çocukluğumun geçtiği zamanlarda daha da güzeldi , çocukluğun da verdiği bulunduğu yeri sevme ve orayı hayallerin ile birleştirme duygusundan da olabilir ama Mersinli de çocukluğumun geçmesi,  orada büyüyüp orada gençliğimi yaşamak benim için bir lütuftu diyebilirim. Her zaman söylediğim gibi oradaki yaşadığım yıllarımı hiçbir şeye değişmem.

Ben oranın sokaklarını, çıkmaz sokaklarını, her iki büyük caddesini sonuna kadar bilen birisi olarak,  size ilk yazılarımda  da anlattığım gibi, akşamları bisiklet turlarında ve oyun zamanlarında annemin bana her sorduğunda arka sokaktaydım dediğim. Her sokağında bir anım ve koşuşturmamız olduğu dükkanlarına kadar tarif edeceğim bir semtti.

İnsanın çocukken gözünde kocaman görünen sokakları  ile bizim evimiz son durağının oradaki Kocakıran sinemasın yanı 108 sokak daydı.  Benim için çok güzel hayatımda iyiki burada olduğum dediğim sokaklardan birisiydi.  Bizim evimiz Kocakıran Sokağınının yanından  girdiğinizde sokağın diğer ucundaki hemen köşedeydi. Şimdiki blok blok apartmanlar yoktu. Evler  birer kat, 2 şer kat en fazla teraslarıyla birlikte 3 katlıydı. Bizim evimizde terası ile birlikte 3 katlı olanlardandı. Üst katımızda babaannem küçük halam ve küçük amcam oturuyordu.  Bizim sırada yanımızda yine 2 katlı cemil amca ve Dürsef hanım teyze, kızları Şükran ve Fatma . hemen onların yanında yine 2 katlı evde büyük halam  Asiye Hanım ve Eşi Selim Eniştem, kuzenim Hülya abla ve Yücel abi ler oturuyordu.  Halamın evinin karşısında  2 katlı evleriyle Gürbüz hanım teyze eşi kızları Şenay ve abisi, onların yanı bizim karşı çaprazımız  2 katlı evleriyle Cemile hanım teyze ve oğulları ve gelinleriyle otururdu. Yine bizim tam karşımız tek katlı ama iki aile yan yana oturan arka taraflarında ufak bahçeleriyle Şerife hanım teyze ve hemen onun bitişiği olan Hanife hanım ve Ziya abi ile 5 çocukları oturuyordu.  size bizim sokağın bizim ev ile birlikte daire şeklindeki komşularımızın evlerini hızlıca anlatmış oldum. Bunlar her zaman karşısımızda yanımızda olan bizim sokağın evleri ve yaşayan insanlarıydi.

Şerife hanım teyze ‘nin evi bizim evin hatta bizim camın tam karşısındaydı.  Kendisi günlerinin çoğunu pencerenin önünde, gelen gideni izleyerek ve onlarla sohbet ederek geçirirdi.  Rodos adasında doğmuş büyümüş, çok tonton akça pakça ten rengi ile beyaz saçları, kilolarıyla bize en yakın komşumuzdu.Çok  bilgili görmüş geçirmiş ve hayatı roman olurdu denilecek , mücadele ve birçok hikayelerle dolu bir kişilikti.

Beni çok severdi. Torunu gibi görür ve beni görmediği günlerde de penceresini açar oradan seslenirdi. ‘’Yasemen neredesin bugün seni görmedim bir ara bana görün ‘’derdi. Ya da anneme sorar ‘’Yasemen’i  bugün hiç görmedim nerede yoksa kıza çok iş mi yaptırıyorsun ‘’diye sitem ederdi. .    Beni çok özleyip gördüğünde de bana Yasemine Casemine diye güzel bir ahenk ile seslenir beni yumuşak yumuşak öperdi. Bende Şerife hanım teyzeyi çok sever, onun bir dediğini iki etmezdim. Sabah kahvelerinde ve öğleden sonra olan boş zamanlarımda  sık sık onun yanına uğrar onun güzel sohbetlrini ve anılarını dinlerdim.

Kendisi savaş ve yokluk görmüş ve adada yaşamının zorluklarıyla o zor dönemleri bize uzun uzun  tekrar yaşıyormuş gibi anlatır, anlatırken de o günleri yaşardı. Bende camının kenarındaki divanına onun tam karşısına oturur uzun saatler onun o inanılmaz yaşanmışlık dolu hikayelerini çıt çıkarmadan dinlerdim.  Onların hepsi masal değil gerçekti. Rodos adasının çok güzel bir ada olduğunu gidenlerin, diğer Ege adaları gibi onunda birbirin benzediğini söyleyenler olmasına rağmen ben oranın farklı olduğunu biraz hüzün biraz da Şerife hanım teyze ile bağdaştırıp üzülürüm. Henüz gidip görme fırsatını bulamadığım Rodos Adası deyince karşı komşumuz Şerife hanım teyzem ve onun özellikle Rodos adasından getirttiği iplerle ördüğü iğne oyaları ve Ekmek gelir.

Şerife hanım teyze çok zeki, çok görgülü, ince fikirli, kibar birisiydi. Zamanında gerçekten haza hanımefendi olduğunu ve çok güzel günler de geçirdiğini düşünerek. Yaşlılığında bu kadar ince ruhlu bir kişi ile çocukluğumda tanışmak benim için gerçekten çok ama çok değerliydi.

Şerife hanım teyze sabah yatağından kalkar, kahvaltısını ıhlamur ile birlikte yapar, sonrada güzel köpüklü kahvesini içmeden duramazdı. Kahve saatinde de illaki pencereyi açıp ‘’Güler, Yasemin hadi gelin kahve yapında içelim’’ derdi. Kahve sohbetlerinde günlük konular ve eski anılarda muhakkak yer alırdı. Sonra oturduğu yerde burnunun üzerinde duran , çerçevesi büyükçe ve birazda ağır gözlüğünü takar, iğne oyasını yapmaya başlardı. Çok güzel örtüler, bardak altlıkları yapardı. Bunları sevdiği kişilere hediye eder ve çok mutlu olurdu. Tabiî ki benim çeyizimde de en sevdiği parçalardan oluşmuş bir takımı vardır. Her elime aldığımda onu anımsarım. İğne oyasının gerçekten büyük sabır ve çok zahmetli bir el işi olduğunu bilmeyen yoktur. İğne ile kuyu kazmak deyimi de sanırım buradan geliyor. Evet Şerife hanım teyze  büyük sabır ile çok güzel örnekleriyle harika örtüleri o azmi ve sabrıyla bitirip  birilerine hediye edince çok mutlu olurdu. Haberleri olan biteni, siyasi konuları her şeyleri takip eder ve her konuda  bir şeyler  bilirdi. Tam karşımızdaki oturan çok tonton çok akıllı bir teyzemizdi. Çocukluk yıllarımızda yılbaşları gelince babam ve annem arkadaşları ile birlikte Otellerde kutlanan yılbaşlarına giderlerdi. Ağabeyim  ve ben iki kardeş evde yalnız uyur,  sabah olunca da kalkıp Şerife hanım teyzeye kahvaltıya giderdik. Bize kendisinin tarzı zeytin, peynir, bal, yumurta ve ıhlamur ile kahvaltı hazırlar ve hep birlikte yerdik.  Bende her seferinde Ihlamur ile kahvaltı yapılır mı deyip, ıhlamuru içmezdim. Bana biraz kızardı. Sonra annem ve babam bir gece önceki yılbaşı kutlamasından gelir, tabiî ki bizleri evde yalnız bıraktıkları için hediyelerle  gelirlerdi.  Bir yılbaşı hiç unutmuyorum. Ağabeyime  kurmalı , Metal, üzerinde tren şekli , pencereleri ve pencerelerinde yolcuları çizilmiş bir tren, bana da neredeyse boyum kadar büyük plastik çok güzel bir bebek getirmişlerdi.  Bizleri yılbaşı günü evde bırakmalarının ödülü olan bu hediyeler her ikimiz de çok mutlu olmuştuk.

Şerife hanım teyze ; benim gün içinde de kalan zamanlarımı onun güzel güzel anlattığı farklı Rumca kelimeleri  de aralara serpiştirdiği hikayeleri dinlemekle geçerdi. Şerife hanım teyzenin gençliğinde savaş zamanlarının birinde gerçekten ada da imkanlar çok kısıtlı hale gelmiş, yemek içmek bulmak neredeyse imkansızmış, zorlu mücadele ve açlıkla mücadele ettikleri zamanlarda çöp tenekesinden ekmek alıp yediğini  anlatmıştı. Açlığın ve zor şartların tüm çıplaklığı ile anlatırken çoğu zaman gözlerindeki yaşları tutamadığını ve her yiyeceğin özellikle ekmeğin kıymetini çok iyi bilmemiz için bize ettiği nasihatleri hiç unutmam. 

Kupkuru bir ekmek parçasını bile atmayıp, peksimet gibi ıhlamura batırarak yediğini ve yiyeceklerin güzel tüketilerek savurganlık yapılmamasını çocuk yaşlarda Şerife hanım teyzeden öğrendim dersem çok doğru olur.

Böyle güzel komşularımızın olması, çocukluğumda çevremde böyle güzel insanlardan öğrendiklerimin,  görmüş geçirmiş insanlarla sohbetler edip, onların hikayelerini paylaşabilmenin ne kadar değerli günler ve saatler olduğunu yıllar sonra yazıları kaleme alırken bir kez daha anladım.  

Güzel ve kıymetli insanlardan yaşarken değerli olan tüm detayları almanın ne kadar güzel bir duygu olduğunu sanırım beni okuyanlarda çok iyi biliyordur.

Bir önceki yazımdan sonra yazmayı planladığım Ekmek ve onun yokluğunu yaşayarak değerini bana öğreten hayatımda yer alan iki insan Altın Abla ve Şerife hanım teyze  sizleri  tanıdığım ve birlikte zaman geçirdiğimiz için çok teşekkür ederim. Sizleri çok sevdim. Mekanlarınız cennet olsun.

 





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI